Iron Horses / Demir Atlar

Türkçe’si aşağıda…

This topic has always bothered my mind and prevented me from joining motorcycle groups and clubs. Whichever club you dig, you find a hierarchical structure. This is in fact a normal result in a world where human beings who couldn’t be able to stay in peace with their neighbors, created countries, borders and dedicated some bureaucrats to govern them. These governments then prohibited us from free movement across countries to make us seek for visas.

Humans are in fact animals who are willing to stay with their pack and need to feel belonging to their pack. It happens by nature. We always have had alphas and queens and they will always be. We did our first journeys to find better places for food and residence. Primarily it was on foot then by animals which we domesticated. Among those animals one excelled. It turned into a travel-mate which we was so agile and faithful that we used them in wars. Horses were the things that people felt real freedom with. There are two other remarkable ones, which are sailboats and planes. But horses made the difference with making us free in our own ecosystem. Faster and more durable it has been, better it has been, like a ‘96 made Honda Africa Twin and a brand new BMW S1000RR.

Motorcycle clubs started to show up 10 years after their invention. It was around a hobby at the beginning as it is in all other clubs of different interests. Like an ordinary photography club where people gather to take pictures of Brooklyn Streets. In 1947 just after the second world war, the US veterans who were in search for a similar thing, found motorcycle to fulfill their great space in their minds about what they used to do. It was of course motorcycles. That days they were even faster than the old ones which were making barely 80 km/h, but now there were motorcycles who could go 180 km/h on streets. You can easily understand that these people did things, most of us can not do in our daily lives. And they used to be some kind of outlaw because of the nature of a war. Not all of them of course. Some gatherings of bikers were so exceeded the public perception that they could be shown in American media as gangs whose photos taken with countless beers around their bikes. US film industry them pumped out this scene so much that all the world started to know motorcycles as a gang’s tool. As we all know, a gang has an hierarchical structure.

A human who is not productive or not being appreciated about what he produced, immediately turns into a primitive person, redirected to notions like platitudinous nationalism and religion. Motorcycle turns into a horse and bingo! That old cavalry is formed. After finding a cool and provocative name, the groups forms the riding order that they learned from American movies and outlaw activites start slowly. The one who only carries a Nazi helmet is more man than a fully equipped rider.

There is no need to dig for a deeper story, humans are like all animals, tend to think simple and they are mostly lazy. He whom connects riding with thinking, finds the beauty after the marvelously engineered machine to create advantage in winning the wars.


Bu konu kafamı sürekli meşgul eden bir konu ve beni motosiklet kulüplerine üye olmaktan büyük oranda geri tutmakta. Hangi kulübe baksanız bir hiyerarşik yapı görürsünüz. Evet bu çok normal, özellikle de komşusuyla geçinmeyi öğrenememiş biz insanların devletler kurup sonra birilerine yetki verip, bizim yerimize karar almasını sağlayıp, sonra da onların bizim seyahat özgürlüğümüzü kısıtladıkları ve beraberinde vize peşinde koştuğumuz şu dünyada.

Sonuçta insan da bir hayvan ve sürüsüne bağlılık duymayı seviyor. Doğasında bu var. İçimizde alfalar ve kraliçeler hep vardı, ve hep olacak. İlk seyahatlerimizi yiyecek bulmak veya barınabilecek daha iyi bir yere gitmek için yaptık. İlk başta yaya, ama sonra evilleştirdiğimiz binek hayvanlar ile oldu. Bunların içinden bir tanesi öne çıktı, savaşlarda bile kullanılabilecek kapasitede çevikliğe ve sadakata sahip, bir yol arkadaşına dönüştü. Atlar belki de insanın üzerinde kendisini özgür hissettiği ilk şeydi. Bunun yanında iki şey daha vardı insanı özgür kılan, birincisi rüzgar gücüyle suda bir yerden bir yere gidebilen yelkenliler, diğeri de çok sonraları hayatımıza girecek olan kanatlı hava taşıtları. Atı farklı kılan isanın en eski özgürlük aracı olmasıydı, çünkü bir yelkenli veya uçak gibi insanın doğal ekosisteminde değil, kendi ekosisteminde onu özgür kılıyordu. Daha hızlı koşan, daha dayanıklı olan hep fark yarattı. Tıpkı 96 model bir Honda Africa Twin ve yepyeni bir BMW S1000RR  gibi.

Motosikletin icadından 10 sene sonra motosiklet kulüpleri kurulmaya başlamıştı. İlk başta bu herhangi bir kulüpte olduğu gibi ortak bir hobi doğrultusunda oldu. Aynı Balat sokaklarının fotoğraflarını çekmek için bir araya gelmiş insanların oluşturduğu bir fotoğraf kulübü gibi. Yıl 1947’yi gösterdiğinde ikinci dünya savaşı bitmiş, veteranlar ABD topraklarına dönmüş ve derin bir boşluktaydı. Bu boşluğu o dönemin koşullarında doldurabilecek yegane şey motosikletti, çünkü artık saatte 80 km’nin üstüne çıkabilen hatta 180 km/s hızlara ulaşabilen motosikletler ABD topraklarında mevcuttu. Ve tabi ki tahmin edeceğiniz üzere bu insanlar savaştan yeni gelmiş ve o etkileri üzerlerinde hala taşımakta olan bizim bildiğimiz kanunların dışında olmayı alışkanlık haline getirmiş kişilerdi. Bazı buluşmaları öyle kalabalık oluyor ve ileri gidiyordu ki motosikletlerin çevresini saran sayısız bira şişeleriyle çektirdikleri pozlar Amerikan medyasında kanunsuz çeteler olarak görünmelerine sebep oluyordu. Bu iş daha sonra yine Amerikan film endüstrisi ile tavan yaptı ve bütün dünya motosikletin bir çete silahı olduğunu algılarına kazıdı, ve o çetenin içinde tabi ki emir komuta zincirli bir hiyerarşi vardı.

Bir insan üretken olmadığında ya da üretkenliği takdir almadığında hemen ilkelleşir ve artık genlerine işlemiş, yavan milliyetçilik ya da din gibi kavramlara yönelir. Motosiklet ata dönüşür ve bingo! O eski atlı süvari birliği oluşmuştur bile. Güzel kışkırtıcı bir isim de bulunduktan sonra, artık o Amerikan filmlerinden öğrendiğimiz çapraz sürüş düzenine geçilir ve kanun dışılık yavaş yavaş başlar. Kafasına tas takıp motoruna binen tam korumalı kıyafet giyene göre daha erkektir.

Çok da derin bir hikaye aramaya gerek yok, insanlar da tüm diğer hayvanlar gibi basit düşünmeye eğilimli tembel canlılardır genel olarak. Her kim ki motosiklet sürmeyi düşünmeyle bağdaştırır işte o zaman bu mühendislik harikası, savaşta avantaj sağlasın diye üretilmiş makineler o zaman anlam kazanır.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Proudly powered by WordPress | Theme: Baskerville 2 by Anders Noren.

Up ↑